Bazı saat markaları vardır; vitrinin önünden geçerken fark edersiniz. Bazılarıysa bir süre sonra kendini size fark ettirir. Tissot bana hep ikinci grupta geliyor.
Çünkü Tissot’un ilginç tarafı, tek bir modele bakıp “işte markanın olayı bu” diyememeniz.
Bir gün PRX’e bakıyorsunuz, ertesi gün Seastar 1000’e. Sonra bir Gentleman deniyorsunuz ve “Aslında aradığım saat bu olabilir” diyorsunuz. Bir bakmışsınız PRC 100 Solar karşınıza çıkmış ve bu kez mekanik saat yerine güneş enerjisiyle çalışan bir quartz saati düşünmeye başlamışsınız.
Bence Tissot’un bugün yaptığı en doğru şey de tam olarak bu.
Kendini tek bir saatle sınırlamamak.
PRX Hâlâ Oyunun İçinde
Tissot Saat denince PRX’i konuşmamak zaten mümkün değil.
Ama PRX’in artık ilk çıktığı zamanki heyecanla konuşulmasının sebebi sadece tasarımı değil. Asıl mesele, Tissot’un bu tasarımı alıp sürekli yeniden yorumlaması.
35 mm’si var, 40 mm’si var, otomatiği var, quartz’ı var. Daha sportif versiyonları var. Titanyumu var. Forged carbon gibi daha modern malzemelere uzanan seçenekleri var.
Yani PRX artık tek başına bir modelden ziyade küçük bir evren.
Üstelik bence burada Tissot’un güzel bir hamlesi var.
Marka, “PRX çok tuttu, aynı saati üretmeye devam edelim” demiyor.
Tam tersine, “Bu tasarımın sınırlarını biraz daha zorlayalım” diyor.
Ve saat meraklısı açısından asıl eğlenceli taraf da burada başlıyor.
Çünkü klasik çelik bir PRX ile karbon veya titanyum bir PRX’i yan yana koyduğunuzda aynı saatin iki farklı karaktere büründüğünü görüyorsunuz.
Bir de PRX’i Bileğinizde Deneyin
PRX konusunda internette fotoğraflara bakarak karar vermek biraz tehlikeli.
Özellikle kasa ölçüsü.
35 mm başka bir saat gibi duruyor, 40 mm başka.
Bugün büyük saat modasının etkisiyle birçok kişi otomatik olarak büyük kasalara yöneliyor. Oysa PRX’in daha küçük versiyonları bilekte düşündüğünüzden çok daha dengeli durabiliyor.
Bence Tissot’un farklı ölçüler sunmasının değeri de burada.
Saatin size uyması için sizin saate uymanız gerekmiyor.
Saat size uyacak.
Bu küçük gibi görünen detay, aslında iyi bir koleksiyonun en önemli özelliklerinden biri.
Sonra Karşınıza PRC 100 Solar Çıkıyor
Şimdi biraz yön değiştirelim.
Mekanik saatlerden hoşlanıyorsunuz ama açıkçası her sabah saati kurmak, tarihi ayarlamak veya saatin durup durmadığını düşünmek istemiyorsunuz.
İşte burada PRC 100 Solar devreye giriyor.
Ve açık konuşmak gerekirse, bu tarz saatler bazen mekanik saatlerden daha fazla ilgimi çekiyor.
Çünkü teknoloji gösteriş yapmadan işini yapıyor.
Kadran ışık alıyor, enerji depolanıyor ve saat günlük hayatın içerisinde kendi halinde çalışmaya devam ediyor.
Ne rotorun sesini duyuyorsunuz ne de “kaç saat güç rezervi kaldı?” diye düşünüyorsunuz.
Sadece takıyorsunuz ve çıkıyorsunuz.
Günümüzde akıllı telefonlarımız, akıllı saatlerimiz ve kablosuz kulaklıklarımız sürekli şarj isterken, kolumuzdaki saatin güneşten enerji toplaması oldukça hoş bir fikir.
Üstelik PRC 100 Solar’ın farklı kasa ölçülerinin sunulması da onu sadece teknoloji meraklılarına değil, daha geniş bir kullanıcı kitlesine açıyor.
“Ben Tek Saat Alacağım” Diyenlerin Adresi: Gentleman
Tissot koleksiyonunda PRX kadar konuşulmayan ama bence biraz daha fazla ilgi görmesi gereken bir model varsa, o da Gentleman.
Çünkü Gentleman gösteriş yapmaya çalışmıyor.
Sabah gömlekle takıyorsunuz, akşam jean ile kullanıyorsunuz. Hafta sonu da bileğinizde sırıtacak bir saat değil.
İşte bu yüzden Gentleman’ı seviyorum.
Bazı saatler fotoğrafta çok etkileyicidir ama günlük hayatta sürekli kendini hatırlatır. Gentleman ise daha sakin.
“Ben buradayım ama bağırmıyorum.” diyor.
38 mm seçeneklerin gelmesi de bu karakteri daha da ilginç hale getiriyor. Daha kompakt, daha klasik bir saat isteyenler için oldukça iyi bir alternatif.
PR516 Biraz Başka
Tissot’un son dönemde ilgimi çeken taraflarından biri de geçmişe bakış biçimi.
PR516 bunun güzel örneklerinden.
İlk bakışta motorsporları ve eski yarış kronograflarının havasını alıyorsunuz. Ama saat eski bir saatin yeniden üretilmiş hali gibi durmuyor.
İşte ince çizgi burada.
Retro görünmek başka, eski görünmek başka.
PR516 eski yarış otomobillerinin ruhunu alıp bugünün bileğine koyuyor.
Özellikle otomatik kronograf versiyonları, mekanik saat seven ama klasik dress watch’lardan sıkılanlar için oldukça keyifli.
Kadrana baktıkça biraz daha fazla detay görmek istiyorsunuz.
Bu da iyi bir kronografın yapması gereken şeylerden biri zaten.
Seastar’ın Dünyası Başka
PRX şehirde dolaşırken yanınızda olacak saatse, Seastar biraz “hadi hafta sonu bir yerlere kaçalım” havasında.
Özellikle Seastar 1000 koleksiyonu bu açıdan oldukça geniş.
Farklı kasa ölçüleri, quartz ve otomatik seçenekler, hatta GMT modelleri…
Ama benim Seastar tarafında daha fazla dikkatimi çeken model Seastar 2000.
Çünkü burada Tissot daha ciddi konuşuyor.
44 mm kasa, güçlü bir dalış karakteri, otomatik mekanizma ve seramik bezel gibi detaylarla artık “şık spor saat” çizgisinden çıkıp gerçek bir tool-watch dünyasına yaklaşıyorsunuz.
Tabii 44 mm herkes için değil.
Hatta hiç değil.
Ama bileğiniz büyükse ve saatin bilekte biraz daha iddialı durmasını seviyorsanız, Seastar 2000’in karakteri gerçekten başka.
Tissot’un Bence En Güzel Tarafı
Tissot’a bugün baktığımda beni en çok etkileyen şey herhangi bir model değil.
Seçeneklerin birbirinden gerçekten farklı olması.
PRX almak isteyen başka bir şey arıyor.
Gentleman alan başka.
Seastar alan bambaşka bir kullanıcı.
PRC 100 Solar tercih eden kişi ise muhtemelen “mekanik saat güzel ama ben uğraşamam” diyor.
Ve hepsinin Tissot çatısı altında buluşabilmesi önemli.
Çünkü saat dünyasında bazen markalar tek bir tasarıma fazlasıyla yaslanıyor.
Bir model tutuyor.
Sonra o modelin farklı renkleri, farklı kadranları, farklı kayışları geliyor.
Tissot ise PRX’i elbette ciddi biçimde büyüttü ama aynı zamanda başka koleksiyonları da canlı tutmayı başardı.
Bence markanın geleceği açısından önemli olan da bu.
Peki Hangisini Almalı?
Bana “Tissot alacağım, hangisine bakayım?” diye sorarsanız tek bir cevap vermem.
PRX diyorsanız ve biraz daha tasarım odaklı bir saat istiyorsanız, zaten nereden başlayacağınız belli.
“Tek saatim olacak, her yere takacağım” diyorsanız Gentleman tarafına mutlaka bakın.
“Ben teknolojiyi seviyorum, saatle uğraşmak istemiyorum” diyorsanız PRC 100 Solar bence çok mantıklı.
“Biraz daha sportif, biraz daha maceracı olsun” diyorsanız Seastar 1000.
“Hayır, ben saati biraz daha ciddi istiyorum” diyorsanız Seastar 2000.
Ve “Eski yarış saatlerinin havasını seviyorum” diyorsanız PR516.
Aslında Tissot’un güzel tarafı da burada.
Size “Tissot kullanıcısı” olmanın tek bir yolunu göstermiyor.
Son Bir Not
Saat dünyasında bazı markalar zamanla büyüdükçe daha ulaşılmaz hale geliyor.
Tissot’un bugünkü ilginç tarafı ise tam tersine, farklı kullanıcıları koleksiyona çekmeye devam etmesi.
Bir tarafta mekanik saat meraklılarını yakalayacak Powermatic 80 ve Valjoux mekanizmaları…
Diğer tarafta solar teknoloji…
Bir tarafta retro yarış kronografları…
Diğer tarafta modern dalış saatleri…
Ve bütün bunların ortasında hâlâ o tanıdık PRX.
Belki de Tissot’u bugün ilginç yapan şey tam olarak bu.
Size tek bir saat satmaya çalışmıyor.
Önünüze birkaç farklı dünya koyuyor.
Sonra hangisinin sizin dünyanız olduğuna karar vermek size kalıyor.
Ve açıkçası, saat alışverişinin en keyifli tarafı da biraz bu değil mi?
sponsorlu bağlantılar
